Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
reklam
Bülten18 Bülten18

İYİLİK GERÇEKTEN KİMİN İÇİN?

İnsan neden iyilik yapar?

Bu soruya çoğumuz hiç düşünmeden “Karşısındaki insan için.” diye cevap veririz. Çünkü çocukluğumuzdan beri bize öğretilen budur. Yardımlaşmanın, paylaşmanın ve zor durumda olana el uzatmanın karşılıksız olduğu söylenir.

Peki gerçekten öyle mi?

Belki de asıl soru, iyiliğin karşılıksız olup olmadığı değil; insanın iyilik yaparken gerçekten kimi düşündüğüdür.

Bir yabancıya yardım ettiğinizde, ihtiyaç sahibi bir aileye destek olduğunuzda ya da zor günler geçiren bir dostunuzun yanında durduğunuzda yalnızca onun yükü mü hafifler?

Yoksa siz de kendinizi daha iyi hisseder misiniz?

Vicdanınız rahatlar, içinizi tarif edilmesi zor bir huzur kaplar. İşte tam da burada şu soru belirir:

Eğer yaptığımız iyilik bize hiçbir manevi huzur vermeyecek olsaydı, yine aynı fedakârlığı gösterir miydik?

Bu sorunun tek bir doğru cevabı olmayabilir. Ancak insanı düşünmeye sevk eden her soru değerlidir.

Yakın geçmişte yaşadığımız depremlerde binlerce insan, hiç tanımadığı insanlar için seferber oldu. Kimisi yardım topladı, kimisi evini açtı, kimisi günlerce gönüllü olarak çalıştı. O günlerde yalnızca yardım alanlar değil, yardım edenler de değişti. Çünkü insan, bir başkasının acısını hafifletmeye çalışırken kendi vicdanına da dokunur.

Bugün ise başka bir gerçekle karşı karşıyayız. Yardım kampanyaları kadar, o yardımların sosyal medyada paylaşılması da gündem oluyor. Elbette herkes için aynı şeyi söylemek doğru olmaz. Ancak bazen yapılan iyiliğin kendisinden çok görünür olması önem kazanıyor.

Bu da ister istemez şu soruyu akla getiriyor:

İyilik gerçekten yardım etmek için mi yapılıyor, yoksa iyi biri olduğumuzu hissetmek ya da göstermek için mi?

Belki de bu iki düşünceyi birbirinden tamamen ayırmak mümkün değildir.

Çünkü insan hem merhamet eder hem de yaptığı iyiliğin ruhunda bıraktığı huzuru hisseder. Birinin yüzünü güldürmek, çoğu zaman önce kendi içimizde bir şeyleri değiştirir.

Bence bunun adı bencillik değildir.

Aksine bu, insan olmanın en doğal yanlarından biridir.

Çünkü aç bir insanın karnı doyuyorsa, üşüyen bir çocuğun sırtına mont giydiriliyorsa ya da yalnız bir yaşlının kapısı çalınıyorsa, o iyiliğin hangi duyguyla başladığından çok hangi yarayı sardığı önemlidir.

Belki de iyiliğin en güzel tarafı tam da budur.

Bir başkasının hayatına dokunurken farkında olmadan kendi vicdanımıza da dokunuruz.

İşte bu yüzden bana göre iyiliğin en büyük gücü, tek bir kazananının olmamasıdır.

İyilik bazen bir başkası için başlar; ama çoğu zaman insanın kendi vicdanında tamamlanır.

Ve belki de bu yüzden, insan başkasına uzattığı eli hiçbir zaman yalnızca başkası için uzatmıyordur.

Çünkü gerçek iyilik, hem vereni hem de alanı değiştirebildiğinde anlam kazanır.

ÖZDEN KARAKAYA

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

error: İçeriklerimizi izinsiz kopyalamak yasaktır!